ANASAYFA

NEHC'UL BELAGA'YI TANIYALIM

 


Nehc’ul Belağa Hz. Ali (a.s)’ın kısa hilafeti döneminde buyurmuş olduğu 239 hutbe, 79 mektup ve 480 hikmetli kısa sözden oluşan bir kitaptır. Seyyid Razi
[1] adıyla meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b. Hasan Musevi (359-406) söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri bir araya toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yı­lında kaleme almıştır. Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda kitabın ön­sözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz ta­zeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hak­kında bir kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriş­tim. Ama Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmeyecek bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler ye­rine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.

Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip öv­dü­ler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu nedenle benden Hz. Ali (a.s)’ın çeşitli dallarda ve konulardaki öğüt, yazı, hutbe ve hik­metli sözlerini toplayarak derlememi istediler. Onlar Hz. Ali (a.s)’ın bu sözleri­nin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dün­yevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı; çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın temeli ko­numundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözle­rinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her ha­tip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözle­rinden yararlanmıştır. Buna rağmen o herkesten iler­dedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa koydum.”[2]

Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim, edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine tercüme edilip, basıl­mıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız şerhler, talika­ler, lügat açıklamaları, lafız beyanları, seçmeler, özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı altında sayısız kitaplar kaleme al­mışlardır.

 “Merhum Muhaddis Nuri, Seyyit Razi’nin Hesais’ul Eimme” bir nüshasının Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir nüshasının da Hindistan Rambor kütüphanesinde bulunduğunu söylemiştir. Aynı zamanda H. 1369 yı­lında da Necef-i Eşref’te de basılmıştır.[3]

Yazıldığı ilk yıllarda bir kitap hakkında doğru dürüst bir hüküm vermek mümkün değildir. Şahsi sevgi ve kinler, aceleden kaynaklanan hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine sebep olabi­lir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü dü­şünürlerin bilgisine ve basiretli insanların görüşüne su­nulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülemez. Bütün bunlara rağmen bir kitap, değerini korumuş ve dikkatleri kendi üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.

Bilginlerin İtirafları

Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe­kilde incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş­lardır:

1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be­deldir. Oysa İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esa­sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmacısıydı.”[4]

2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynağa sahiptir. Aksi taktirde Şiilerin yeryüzünde belagat ve fe­sahat şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü olduğunu söylememiz gerekir.”[5]

3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in hutbele­rini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığı­dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”[6]

4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.”[7]

5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filo­zofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitapla­rında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hik­metlerle doludur.”[8]

6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.”[9]

7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa, Müminlerin emiri Hz.Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize derecesine çok yakın, haki­kat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir.”[10]

8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili, beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenle­rin en etkilisi, fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin re­isi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhidlerin önderidir.

“Allah’a hiç de zor değildir.

 Bütün alemi bir insanda toplaması.”[11]

9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle demekte­dir: “Tevhit, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Bü­yük sahabelerden nakledilen sözlerin hiç birinde bu tür konuşmalar rastlamak mümkün değildir. Belki bu konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a.s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”[12]

10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle ina­nıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu, mertliği ve nefis azametini güçlendir­mektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”[13]

11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a.s) bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haber­dardı. Kur’an, Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu ger­çeği sadece Nehc’ul Belağa’yı okuyanlar anlayabi­lir.”[14]

12- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı­ğında yü­rümeyi öğrenmelidir.”[15]

13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Ye­meni’nin Nehcu-ul Belağa hakkında şu sözlerini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı Ali (a.s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı, yüklü yağmurların bulutudur.”[16]

14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba­siret sahibi kılmaktadır.”[17]

15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat aza­meti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe eden­lerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünce­leri ve batıl hayalleri silinip gitti.”[18]

16- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”[19]

17- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva­sıyla uyum arz eden azametten bir elbise, hikmet nurun­dan bir perde giydirmiştir.”[20]

Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri ni­telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam ve dereceler hu­susunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı­ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece­sine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla yazamaz. Nitekim hat sanatında bu makaledeki hat dere­cesine ulaşamayan kimselerde bunun bir benzerini vü­cuda getiremezler.

Dünyada bir üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, it­ham ve kö­tülüklerinden uzak kalamaz

Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin hiç birisi de bu tür ithamlardan kurtulamamışlardır. Dolayısıyla Nehc’ül Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından bir şek ve şüpheye asla düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, üstünlüğünü kabul etmişlerdir. Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.a)’in sözünden sonra ve eşsiz benzer­siz olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagat­çılarının Nehc’ül-Belağa kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni, belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışları­dır. İşte bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda kalmışlardır.

Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusur­dan uzaktır. Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan bir çok eleştirmen ve ede­biyatçıların sözlerine dikkat etmelerini istiyorum.

Ali (a.s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi

Bazı edebiyat ve belagat bilginleri, Hz. Ali (a.s)’ın sözlerini dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mu­kayese etmek, yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça ince ve derin araştırmalar yapmış­lardır. Bunlardan bazılarına yer vermek istiyo­ruz:

1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili, Nehc’ül Belağa’nın hut­belerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle demiştir: [21] “Burada bü­yük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne yer vereceğiz. Bu hutbeler bazı açılardan diğer hutbelerle karşılaştırıldığında daha incelikli ve üstün oldukları göze çarpmaktadır. İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzman­lar, İbn-i Nubate’nin öğütlerinin son de­rece güzel ve çekici olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.”

Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu hutbelerinden birini nakletmektedir: “Ey insanlar, hazır­lıklı olun aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphe­siz ki teslim alınacağınız an yaklaşmıştır.”

Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satı­rın yarısında tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çir­kindir. İçindeki bu hutbelerden bazı kelimelerin duyul­ması kulağa asla hoş gelmemekte ve konuşma adabından uzak insanların sözlerini andırmaktadır.”

Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu cümle­lerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve akıcıdır.”

Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan normal bir kitap sayılırdı.

2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle di­yor:[22] “Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuş­tur: “Her insanın değeri övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynı şekilde kendi şiirine yan­sıtmıştır:

“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın

“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”

Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla Ali (a.s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein” (herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır. Dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan bir çok eksiklikler içermektedir.

3- George Jordac,[23] “Ali b. Ebi Talib’in hürri­yet hakkında söylediği sözleri naklederek şöyle demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür doğurmuştur.

Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır. Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer çağdaşların kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak kullanılmıştır, çünkü o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılıyordu, ama Ali b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve insanları neden köleleştirdiklerini sormaktadır. Oysa onlara nasihat etmenin hiç bir fay­dası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara, kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle edinenlere karşı kıyam etmele­rini söylemektedir. Hz. Ali (a.s) bu kısa sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin boyunduru­ğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi Talib, özgürlüğün kökeninin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış alemine dayandır­mıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade et­mektedir.

Ali (a.s)’ın Sözlerinin Toplanması

Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunlu­ğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b. Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi. Ha­yatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu in­sanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hila­fet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyece­ğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.

Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında, Camilerde, savaş mey­danlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözle­rinin aşığı bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96 yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette bulunmaktadır.[24]

Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunma­yan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:

1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım na­kil­lerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bazı hususlar nakletmiştir.[25]

2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b. Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın as­habındandır.[26]

3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b. Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarların­dan sayılmaktadır.[27]

4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şeh­rinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şa­hıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların za­manını da derk etmiştir.[28]

5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır. [29]

6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as­rın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.[30]

7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden[31] Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.

8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.[32]

9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında ve­fat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır. [33]

10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yaz­mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şi­irlerini, öğütlerini, güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.[34]

11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve Nasr b. Müzahim adlı kimselerin yazıları ise ri­cal kitaplarında yer almıştır.[35]

Nehc’ül Belağa’nın Telifi

Seyyid Razi, asil ve nefis kitaplara ulaşma açısından çok şanslıydı. Çünkü onun asrında ve yaşadığı yer olan Bağ­dat’ta bulunan iki büyük ve zengin kütüphaneden istifade etme imkanına sahipti. Bu iki kütüphaneden ilki, Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin kütüphanesiydi ve seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” de diyorlardı.[36]

İkincisi ise Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen kütüphaneydi. Bu kütüp­haneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin ve­ziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine benzer bir şe­kilde kurmuştu. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüpha­nede on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl ki­taplar ve Hindistan, Çin ve Rum’dan aslı üzerinden ya­zılmış nüshalar mevcuttu. Burası da Şiilere mah­sus bir kütüphaneydi.[37]

Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi bir kütüphane yeryüzünde yoktu.”[38]

Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır. Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakı­larak yıkılmıştır.”[39]

Seyyid Razi, bu iki kütüphanede mevcut olan kitap­larda gördüğü Hz. Ali (a.s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendikle­rini seçmiş ve bunun bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip ol­duğu için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca zikretmiştir. Öyle ki ba­zen aralarında manevi bir bağ bile gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.

Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra insanların Ali (a.s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden bileceklerti. Bu sözler şüphesiz İslam ümmetinin islahı ve hidayeti için beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi’ye böylesine değerli bir eser olan Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için teşekkür borçluyuz.”[40]

Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitap­lardan da çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı içindeki sözlerinin kaynaklarını be­lirten kitaplar yazılmıştır.

Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar

Seyyid Razi, on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın kayna­ğını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:

1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin kitabın­dan,

2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sa­dık (a.s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüs­ha­sında da mevcuttur ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandı­rılmıştır.

3- 180. hutbe Nevf-i Bekkali’den,

4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat” kita­bından,

5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından,

6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından,

7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi” kitabından,

8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayetle,

9- 77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den,

10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’den rivayetle,

11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den,

12- 373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den,

13- 375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den,

14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den,

15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb” kitabından,

16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b. Se­lam’dan nakil veya rivayetlerle bu belirtilen kaynaklardan elde etmiştir.

Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri

Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali (a.s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a.s) da böyle­sine susuz insanlar görünce ilahi marifetleri, gerçekleri ve dini ilkeleri onlara beyan etmeyi bir görev biliyordu. El­bette itiraf etmek gerekir ki Hz. Ali’nin söylediği halde bize ulaşmayan sözleri elimizdekilerden çok daha fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a.s)’ın tüm sözleri yazılmamış, yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid Razi, Hz. Ali (a.s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından çıkardığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin, Hui yazdığı kitabında 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid Razi’nin çıkarmış olduğu bölümlere de yer ver­mişlerdir.[41]

İbn-i Ebil Hadid de kendi nezrindeki mevcut kaynak­lara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri zik­retmiştir. [42]

Ali b. Hüseyin Mes’udi de “Ali (a.s)’ın farklı yerlerde buyurduğu hutbelerden 480 küsürünün ezber­lendiğini sözlü ve uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale geldiğini söylemiştir.”[43]

Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239 tane­dir ve Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tu­haf’ul-Ukul adlı kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a.s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine ayıran Hasan b. Şube şöyle söylemektedir: “Eğer Hz. Ali (a.s)’ın sadece tevhit hakkın­daki söz ve hutbelerini hiç bir ilave ve başka anlam vermeden bir araya getirecek olursak, Tuhaf’ul–Ukul kadar kalın bir kitap olurdu.”[44]

H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i Al-i Ebi Talib adlı kitabında, Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye, Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’, iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye, Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi... Daha sonra Zeyd b. Veheb ve Süleyman b. Mehran’ın kitaplarından söz etmekte  ve bunların kendi zamanında da varolduğuna işaret etmektedir. [45]

Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:

1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 - 188. sayfalarda Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını nakletmiştir.

2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi, “Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabın dört cildini bizzat ben gördüm, üç cildini ise büyük hatip ve bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı büyük bil­ginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kay­nakları olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Mesadir-u Nehc’ul Belağa ve Esanidihi” kitabıyla karış­tırılmıştır.[46]

3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu, Kitab’ut Tezyil,[47]

4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu, Mulhek-u Nehc’ül Belağa,[48]

5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b. Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı,[49]

6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış ol­duğu, Misbah’ul-Belağa kitabı,

7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu, Gurer’ul-Hikem ve Durer’ul kilem kitabı... Bu kitapta, Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan Hz. Ali (a.s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Aynı anlamı taşıyan ama farklı şekillerde yazılmış olan sözleri de vardır. Örneğin, “Edep güzelliği en üstün soyluluktur”[50] sö­zünün Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de “güzel” anlamındadır.[51] “Edepten daha üs­tün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze çarp­maktadır.[52] Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”[53] veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”[54] buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.

8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin sonuna Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlan­dırmıştır.

9- Kadı Kudai’nin telif ettiği, “Destur-u Mealim’il-Hikem” kitabı,[55]

10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği, “Kelam-u Ali ve Hutebuhu”kitabı,[56]

11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı, “Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı,[57]

12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif ettiği, Huteb-u Ali b. Ebi Talib,[58]

13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[59]

14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[60]

15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif et­tiği, “Metlub-u kolli Talib”kitabı,[61]

16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin telif ettiği, “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı,[62]

17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan “Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı, [63]

18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan, “Vasaya-i Emir’ul Mu’minin kitabı, [64]

19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif et­tiği, “el-Lealil Menşure” kitabı,[65]

20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği, es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı,[66]

21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı, [67]

22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu, Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı,[68]

23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi için dikte ettirdiği, “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Melahim mea şerhiha” kitabı,[69]

24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu, “Huden ve Nur” kitabı,[70]

Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar olmadıkları için kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmakta­dır ve dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış bağımsız birer eser olarak kabul etmek mümkün değildir.

Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın Senet­lerinin Sağlamlığını Ortaya Koymaktadır

Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin yazdığı kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer ya­zarların eseleri gibi Seyyid Razi’nin eserleri hakkında da yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.

Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme al­dığı on iki kitabı nakletmiştir. Bu kitapları şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi Te­mam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i Ebi’l Haccac

ANASAYFA

NEHC'UL BELAGA'YI TANIYALIM

 


Nehc’ul Belağa Hz. Ali (a.s)’ın kısa hilafeti döneminde buyurmuş olduğu 239 hutbe, 79 mektup ve 480 hikmetli kısa sözden oluşan bir kitaptır. Seyyid Razi
[1] adıyla meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b. Hasan Musevi (359-406) söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri bir araya toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yı­lında kaleme almıştır. Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda kitabın ön­sözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz ta­zeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hak­kında bir kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriş­tim. Ama Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmeyecek bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler ye­rine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.

Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip öv­dü­ler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu nedenle benden Hz. Ali (a.s)’ın çeşitli dallarda ve konulardaki öğüt, yazı, hutbe ve hik­metli sözlerini toplayarak derlememi istediler. Onlar Hz. Ali (a.s)’ın bu sözleri­nin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dün­yevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı; çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın temeli ko­numundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözle­rinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her ha­tip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözle­rinden yararlanmıştır. Buna rağmen o herkesten iler­dedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa koydum.”[2]

Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim, edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine tercüme edilip, basıl­mıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız şerhler, talika­ler, lügat açıklamaları, lafız beyanları, seçmeler, özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı altında sayısız kitaplar kaleme al­mışlardır.

 “Merhum Muhaddis Nuri, Seyyit Razi’nin Hesais’ul Eimme” bir nüshasının Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir nüshasının da Hindistan Rambor kütüphanesinde bulunduğunu söylemiştir. Aynı zamanda H. 1369 yı­lında da Necef-i Eşref’te de basılmıştır.[3]

Yazıldığı ilk yıllarda bir kitap hakkında doğru dürüst bir hüküm vermek mümkün değildir. Şahsi sevgi ve kinler, aceleden kaynaklanan hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine sebep olabi­lir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü dü­şünürlerin bilgisine ve basiretli insanların görüşüne su­nulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülemez. Bütün bunlara rağmen bir kitap, değerini korumuş ve dikkatleri kendi üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.

Bilginlerin İtirafları

Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe­kilde incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş­lardır:

1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be­deldir. Oysa İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esa­sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmacısıydı.”[4]

2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynağa sahiptir. Aksi taktirde Şiilerin yeryüzünde belagat ve fe­sahat şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü olduğunu söylememiz gerekir.”[5]

3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in hutbele­rini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığı­dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”[6]

4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.”[7]

5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filo­zofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitapla­rında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hik­metlerle doludur.”[8]

6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.”[9]

7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa, Müminlerin emiri Hz.Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize derecesine çok yakın, haki­kat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir.”[10]

8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili, beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenle­rin en etkilisi, fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin re­isi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhidlerin önderidir.

“Allah’a hiç de zor değildir.

 Bütün alemi bir insanda toplaması.”[11]

9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle demekte­dir: “Tevhit, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Bü­yük sahabelerden nakledilen sözlerin hiç birinde bu tür konuşmalar rastlamak mümkün değildir. Belki bu konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a.s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”[12]

10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle ina­nıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu, mertliği ve nefis azametini güçlendir­mektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”[13]

11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a.s) bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haber­dardı. Kur’an, Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu ger­çeği sadece Nehc’ul Belağa’yı okuyanlar anlayabi­lir.”[14]

12- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı­ğında yü­rümeyi öğrenmelidir.”[15]

13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Ye­meni’nin Nehcu-ul Belağa hakkında şu sözlerini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı Ali (a.s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı, yüklü yağmurların bulutudur.”[16]

14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba­siret sahibi kılmaktadır.”[17]

15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat aza­meti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe eden­lerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünce­leri ve batıl hayalleri silinip gitti.”[18]

16- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”[19]

17- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva­sıyla uyum arz eden azametten bir elbise, hikmet nurun­dan bir perde giydirmiştir.”[20]

Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri ni­telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam ve dereceler hu­susunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı­ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece­sine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla yazamaz. Nitekim hat sanatında bu makaledeki hat dere­cesine ulaşamayan kimselerde bunun bir benzerini vü­cuda getiremezler.

Dünyada bir üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, it­ham ve kö­tülüklerinden uzak kalamaz

Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin hiç birisi de bu tür ithamlardan kurtulamamışlardır. Dolayısıyla Nehc’ül Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından bir şek ve şüpheye asla düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, üstünlüğünü kabul etmişlerdir. Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.a)’in sözünden sonra ve eşsiz benzer­siz olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagat­çılarının Nehc’ül-Belağa kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni, belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışları­dır. İşte bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda kalmışlardır.

Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusur­dan uzaktır. Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan bir çok eleştirmen ve ede­biyatçıların sözlerine dikkat etmelerini istiyorum.

Ali (a.s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi

Bazı edebiyat ve belagat bilginleri, Hz. Ali (a.s)’ın sözlerini dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mu­kayese etmek, yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça ince ve derin araştırmalar yapmış­lardır. Bunlardan bazılarına yer vermek istiyo­ruz:

1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili, Nehc’ül Belağa’nın hut­belerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle demiştir: [21] “Burada bü­yük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne yer vereceğiz. Bu hutbeler bazı açılardan diğer hutbelerle karşılaştırıldığında daha incelikli ve üstün oldukları göze çarpmaktadır. İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzman­lar, İbn-i Nubate’nin öğütlerinin son de­rece güzel ve çekici olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.”

Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu hutbelerinden birini nakletmektedir: “Ey insanlar, hazır­lıklı olun aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphe­siz ki teslim alınacağınız an yaklaşmıştır.”

Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satı­rın yarısında tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çir­kindir. İçindeki bu hutbelerden bazı kelimelerin duyul­ması kulağa asla hoş gelmemekte ve konuşma adabından uzak insanların sözlerini andırmaktadır.”

Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu cümle­lerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve akıcıdır.”

Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan normal bir kitap sayılırdı.

2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle di­yor:[22] “Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuş­tur: “Her insanın değeri övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynı şekilde kendi şiirine yan­sıtmıştır:

“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın

“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”

Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla Ali (a.s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein” (herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır. Dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan bir çok eksiklikler içermektedir.

3- George Jordac,[23] “Ali b. Ebi Talib’in hürri­yet hakkında söylediği sözleri naklederek şöyle demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür doğurmuştur.

Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır. Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer çağdaşların kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak kullanılmıştır, çünkü o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılıyordu, ama Ali b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve insanları neden köleleştirdiklerini sormaktadır. Oysa onlara nasihat etmenin hiç bir fay­dası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara, kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle edinenlere karşı kıyam etmele­rini söylemektedir. Hz. Ali (a.s) bu kısa sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin boyunduru­ğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi Talib, özgürlüğün kökeninin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış alemine dayandır­mıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade et­mektedir.

Ali (a.s)’ın Sözlerinin Toplanması

Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunlu­ğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b. Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi. Ha­yatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu in­sanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hila­fet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyece­ğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.

Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında, Camilerde, savaş mey­danlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözle­rinin aşığı bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96 yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette bulunmaktadır.[24]

Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunma­yan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:

1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım na­kil­lerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bazı hususlar nakletmiştir.[25]

2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b. Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın as­habındandır.[26]

3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b. Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarların­dan sayılmaktadır.[27]

4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şeh­rinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şa­hıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların za­manını da derk etmiştir.[28]

5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır. [29]

6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as­rın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.[30]

7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden[31] Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.

8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.[32]

9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında ve­fat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır. [33]

10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yaz­mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şi­irlerini, öğütlerini, güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.[34]

11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve Nasr b. Müzahim adlı kimselerin yazıları ise ri­cal kitaplarında yer almıştır.[35]

Nehc’ül Belağa’nın Telifi

Seyyid Razi, asil ve nefis kitaplara ulaşma açısından çok şanslıydı. Çünkü onun asrında ve yaşadığı yer olan Bağ­dat’ta bulunan iki büyük ve zengin kütüphaneden istifade etme imkanına sahipti. Bu iki kütüphaneden ilki, Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin kütüphanesiydi ve seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” de diyorlardı.[36]

İkincisi ise Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen kütüphaneydi. Bu kütüp­haneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin ve­ziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine benzer bir şe­kilde kurmuştu. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüpha­nede on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl ki­taplar ve Hindistan, Çin ve Rum’dan aslı üzerinden ya­zılmış nüshalar mevcuttu. Burası da Şiilere mah­sus bir kütüphaneydi.[37]

Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi bir kütüphane yeryüzünde yoktu.”[38]

Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır. Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakı­larak yıkılmıştır.”[39]

Seyyid Razi, bu iki kütüphanede mevcut olan kitap­larda gördüğü Hz. Ali (a.s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendikle­rini seçmiş ve bunun bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip ol­duğu için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca zikretmiştir. Öyle ki ba­zen aralarında manevi bir bağ bile gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.

Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra insanların Ali (a.s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden bileceklerti. Bu sözler şüphesiz İslam ümmetinin islahı ve hidayeti için beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi’ye böylesine değerli bir eser olan Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için teşekkür borçluyuz.”[40]

Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitap­lardan da çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı içindeki sözlerinin kaynaklarını be­lirten kitaplar yazılmıştır.

Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar

Seyyid Razi, on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın kayna­ğını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:

1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin kitabın­dan,

2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sa­dık (a.s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüs­ha­sında da mevcuttur ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandı­rılmıştır.

3- 180. hutbe Nevf-i Bekkali’den,

4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat” kita­bından,

5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından,

6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından,

7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi” kitabından,

8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayetle,

9- 77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den,

10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’den rivayetle,

11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den,

12- 373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den,

13- 375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den,

14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den,

15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb” kitabından,

16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b. Se­lam’dan nakil veya rivayetlerle bu belirtilen kaynaklardan elde etmiştir.

Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri

Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali (a.s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a.s) da böyle­sine susuz insanlar görünce ilahi marifetleri, gerçekleri ve dini ilkeleri onlara beyan etmeyi bir görev biliyordu. El­bette itiraf etmek gerekir ki Hz. Ali’nin söylediği halde bize ulaşmayan sözleri elimizdekilerden çok daha fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a.s)’ın tüm sözleri yazılmamış, yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid Razi, Hz. Ali (a.s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından çıkardığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin, Hui yazdığı kitabında 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid Razi’nin çıkarmış olduğu bölümlere de yer ver­mişlerdir.[41]

İbn-i Ebil Hadid de kendi nezrindeki mevcut kaynak­lara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri zik­retmiştir. [42]

Ali b. Hüseyin Mes’udi de “Ali (a.s)’ın farklı yerlerde buyurduğu hutbelerden 480 küsürünün ezber­lendiğini sözlü ve uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale geldiğini söylemiştir.”[43]

Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239 tane­dir ve Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tu­haf’ul-Ukul adlı kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a.s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine ayıran Hasan b. Şube şöyle söylemektedir: “Eğer Hz. Ali (a.s)’ın sadece tevhit hakkın­daki söz ve hutbelerini hiç bir ilave ve başka anlam vermeden bir araya getirecek olursak, Tuhaf’ul–Ukul kadar kalın bir kitap olurdu.”[44]

H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i Al-i Ebi Talib adlı kitabında, Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye, Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’, iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye, Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi... Daha sonra Zeyd b. Veheb ve Süleyman b. Mehran’ın kitaplarından söz etmekte  ve bunların kendi zamanında da varolduğuna işaret etmektedir. [45]

Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:

1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 - 188. sayfalarda Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını nakletmiştir.

2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi, “Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabın dört cildini bizzat ben gördüm, üç cildini ise büyük hatip ve bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı büyük bil­ginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kay­nakları olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Mesadir-u Nehc’ul Belağa ve Esanidihi” kitabıyla karış­tırılmıştır.[46]

3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu, Kitab’ut Tezyil,[47]

4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu, Mulhek-u Nehc’ül Belağa,[48]

5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b. Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı,[49]

6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış ol­duğu, Misbah’ul-Belağa kitabı,

7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu, Gurer’ul-Hikem ve Durer’ul kilem kitabı... Bu kitapta, Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan Hz. Ali (a.s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Aynı anlamı taşıyan ama farklı şekillerde yazılmış olan sözleri de vardır. Örneğin, “Edep güzelliği en üstün soyluluktur”[50] sö­zünün Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de “güzel” anlamındadır.[51] “Edepten daha üs­tün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze çarp­maktadır.[52] Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”[53] veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”[54] buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.

8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin sonuna Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlan­dırmıştır.

9- Kadı Kudai’nin telif ettiği, “Destur-u Mealim’il-Hikem” kitabı,[55]

10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği, “Kelam-u Ali ve Hutebuhu”kitabı,[56]

11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı, “Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı,[57]

12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif ettiği, Huteb-u Ali b. Ebi Talib,[58]

13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[59]

14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[60]

15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif et­tiği, “Metlub-u kolli Talib”kitabı,[61]

16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin telif ettiği, “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı,[62]

17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan “Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı, [63]

18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan, “Vasaya-i Emir’ul Mu’minin kitabı, [64]

19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif et­tiği, “el-Lealil Menşure” kitabı,[65]

20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği, es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı,[66]

21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı, [67]

22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu, Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı,[68]

23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi için dikte ettirdiği, “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Melahim mea şerhiha” kitabı,[69]

24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu, “Huden ve Nur” kitabı,[70]

Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar olmadıkları için kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmakta­dır ve dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış bağımsız birer eser olarak kabul etmek mümkün değildir.

Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın Senet­lerinin Sağlamlığını Ortaya Koymaktadır

Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin yazdığı kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer ya­zarların eseleri gibi Seyyid Razi’nin eserleri hakkında da yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.

Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme al­dığı on iki kitabı nakletmiştir. Bu kitapları şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi Te­mam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i Ebi’l Haccac; 9- Nehc’ul Belağa; 10- Hesais’ul Eimme; 11- Hakaik’ul Tenzil (Te’vil); 12- Mecazat’un Nebeviyye (Mecazat’ul Asar’in Nebiyye)[71]

Merhum Allame Emini bu listeye beş kitabını daha eklemektedir.[72] Ama sözünü ettiğimiz konu için Hakaik’ut-Tenzil ve Mecazat’un Nebeviyye adlı iki kitabı kaynak olarak kabul ediyoruz. Çünkü Nehc’ul Belağa’nın senetleri hususunda bu iki kitap dışında şüpheye düşülmüştür. Bu iki kitabı Seyyid Razi’nin yazdığı konusunda hiç kimse şekke düşmemiştir. Ehl-i Sünnet alimlerinden olan İsmail Paşa bu iki kitabın adınıdan söz etmiş[73] ve Bağdadi ise Hakaik’ut Tenzil kitabı hususunda şöyle söylemiştir, “Seyyid Razi Kur’an’ın man

NEHC'UL BELAGA'YI TANIYALIM

 


Nehc’ul Belağa Hz. Ali (a.s)’ın kısa hilafeti döneminde buyurmuş olduğu 239 hutbe, 79 mektup ve 480 hikmetli kısa sözden oluşan bir kitaptır. Seyyid Razi[1] adıyla meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b. Hasan Musevi (359-406) söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri bir araya toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yı­lında kaleme almıştır. Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda kitabın ön­sözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz ta­zeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hak­kında bir kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriş­tim. Ama Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmeyecek bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler ye­rine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.

Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip öv­dü­ler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu nedenle benden Hz. Ali (a.s)’ın çeşitli dallarda ve konulardaki öğüt, yazı, hutbe ve hik­metli sözlerini toplayarak derlememi istediler. Onlar Hz. Ali (a.s)’ın bu sözleri­nin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dün­yevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı; çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın temeli ko­numundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözle­rinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her ha­tip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözle­rinden yararlanmıştır. Buna rağmen o herkesten iler­dedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa koydum.”[2]

Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim, edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine tercüme edilip, basıl­mıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız şerhler, talika­ler, lügat açıklamaları, lafız beyanları, seçmeler, özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı altında sayısız kitaplar kaleme al­mışlardır.

 “Merhum Muhaddis Nuri, Seyyit Razi’nin Hesais’ul Eimme” bir nüshasının Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir nüshasının da Hindistan Rambor kütüphanesinde bulunduğunu söylemiştir. Aynı zamanda H. 1369 yı­lında da Necef-i Eşref’te de basılmıştır.[3]

Yazıldığı ilk yıllarda bir kitap hakkında doğru dürüst bir hüküm vermek mümkün değildir. Şahsi sevgi ve kinler, aceleden kaynaklanan hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine sebep olabi­lir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü dü­şünürlerin bilgisine ve basiretli insanların görüşüne su­nulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülemez. Bütün bunlara rağmen bir kitap, değerini korumuş ve dikkatleri kendi üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.

Bilginlerin İtirafları

Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe­kilde incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş­lardır:

1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be­deldir. Oysa İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esa­sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmacısıydı.”[4]

2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynağa sahiptir. Aksi taktirde Şiilerin yeryüzünde belagat ve fe­sahat şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü olduğunu söylememiz gerekir.”[5]

3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in hutbele­rini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığı­dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”[6]

4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.”[7]

5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filo­zofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitapla­rında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hik­metlerle doludur.”[8]

6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.”[9]

7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa, Müminlerin emiri Hz.Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize derecesine çok yakın, haki­kat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir.”[10]

8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili, beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenle­rin en etkilisi, fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin re­isi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhidlerin önderidir.

“Allah’a hiç de zor değildir.

 Bütün alemi bir insanda toplaması.”[11]

9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle demekte­dir: “Tevhit, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Bü­yük sahabelerden nakledilen sözlerin hiç birinde bu tür konuşmalar rastlamak mümkün değildir. Belki bu konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a.s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”[12]

10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle ina­nıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu, mertliği ve nefis azametini güçlendir­mektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”[13]

11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a.s) bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haber­dardı. Kur’an, Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu ger­çeği sadece Nehc’ul Belağa’yı okuyanlar anlayabi­lir.”[14]

12- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı­ğında yü­rümeyi öğrenmelidir.”[15]

13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Ye­meni’nin Nehcu-ul Belağa hakkında şu sözlerini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı Ali (a.s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı, yüklü yağmurların bulutudur.”[16]

14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba­siret sahibi kılmaktadır.”[17]

15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat aza­meti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe eden­lerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünce­leri ve batıl hayalleri silinip gitti.”[18]

16- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”[19]

17- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva­sıyla uyum arz eden azametten bir elbise, hikmet nurun­dan bir perde giydirmiştir.”[20]

Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri ni­telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam ve dereceler hu­susunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı­ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece­sine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla yazamaz. Nitekim hat sanatında bu makaledeki hat dere­cesine ulaşamayan kimselerde bunun bir benzerini vü­cuda getiremezler.

Dünyada bir üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, it­ham ve kö­tülüklerinden uzak kalamaz

Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin hiç birisi de bu tür ithamlardan kurtulamamışlardır. Dolayısıyla Nehc’ül Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından bir şek ve şüpheye asla düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, üstünlüğünü kabul etmişlerdir. Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.a)’in sözünden sonra ve eşsiz benzer­siz olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagat­çılarının Nehc’ül-Belağa kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni, belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışları­dır. İşte bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda kalmışlardır.

Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusur­dan uzaktır. Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan bir çok eleştirmen ve ede­biyatçıların sözlerine dikkat etmelerini istiyorum.

Ali (a.s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi

Bazı edebiyat ve belagat bilginleri, Hz. Ali (a.s)’ın sözlerini dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mu­kayese etmek, yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça ince ve derin araştırmalar yapmış­lardır. Bunlardan bazılarına yer vermek istiyo­ruz:

1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili, Nehc’ül Belağa’nın hut­belerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle demiştir: [21] “Burada bü­yük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne yer vereceğiz. Bu hutbeler bazı açılardan diğer hutbelerle karşılaştırıldığında daha incelikli ve üstün oldukları göze çarpmaktadır. İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzman­lar, İbn-i Nubate’nin öğütlerinin son de­rece güzel ve çekici olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.”

Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu hutbelerinden birini nakletmektedir: “Ey insanlar, hazır­lıklı olun aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphe­siz ki teslim alınacağınız an yaklaşmıştır.”

Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satı­rın yarısında tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çir­kindir. İçindeki bu hutbelerden bazı kelimelerin duyul­ması kulağa asla hoş gelmemekte ve konuşma adabından uzak insanların sözlerini andırmaktadır.”

Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu cümle­lerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve akıcıdır.”

Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan normal bir kitap sayılırdı.

2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle di­yor:[22] “Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuş­tur: “Her insanın değeri övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynı şekilde kendi şiirine yan­sıtmıştır:

“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın

“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”

Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla Ali (a.s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein” (herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır. Dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan bir çok eksiklikler içermektedir.

3- George Jordac,[23] “Ali b. Ebi Talib’in hürri­yet hakkında söylediği sözleri naklederek şöyle demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür doğurmuştur.

Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır. Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer çağdaşların kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak kullanılmıştır, çünkü o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılıyordu, ama Ali b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve insanları neden köleleştirdiklerini sormaktadır. Oysa onlara nasihat etmenin hiç bir fay­dası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara, kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle edinenlere karşı kıyam etmele­rini söylemektedir. Hz. Ali (a.s) bu kısa sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin boyunduru­ğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi Talib, özgürlüğün kökeninin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış alemine dayandır­mıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade et­mektedir.

Ali (a.s)’ın Sözlerinin Toplanması

Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunlu­ğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b. Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi. Ha­yatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu in­sanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hila­fet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyece­ğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.

Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında, Camilerde, savaş mey­danlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözle­rinin aşığı bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96 yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette bulunmaktadır.[24]

Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunma­yan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:

1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım na­kil­lerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bazı hususlar nakletmiştir.[25]

2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b. Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın as­habındandır.[26]

3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b. Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarların­dan sayılmaktadır.[27]

4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şeh­rinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şa­hıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların za­manını da derk etmiştir.[28]

5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır. [29]

6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as­rın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.[30]

7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden[31] Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.

8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.[32]

9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında ve­fat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır. [33]

10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yaz­mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şi­irlerini, öğütlerini, güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.[34]

11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve Nasr b. Müzahim adlı kimselerin yazıları ise ri­cal kitaplarında yer almıştır.[35]

Nehc’ül Belağa’nın Telifi

Seyyid Razi, asil ve nefis kitaplara ulaşma açısından çok şanslıydı. Çünkü onun asrında ve yaşadığı yer olan Bağ­dat’ta bulunan iki büyük ve zengin kütüphaneden istifade etme imkanına sahipti. Bu iki kütüphaneden ilki, Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin kütüphanesiydi ve seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” de diyorlardı.[36]

İkincisi ise Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen kütüphaneydi. Bu kütüp­haneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin ve­ziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine benzer bir şe­kilde kurmuştu. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüpha­nede on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl ki­taplar ve Hindistan, Çin ve Rum’dan aslı üzerinden ya­zılmış nüshalar mevcuttu. Burası da Şiilere mah­sus bir kütüphaneydi.[37]

Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi bir kütüphane yeryüzünde yoktu.”[38]

Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır. Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakı­larak yıkılmıştır.”[39]

Seyyid Razi, bu iki kütüphanede mevcut olan kitap­larda gördüğü Hz. Ali (a.s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendikle­rini seçmiş ve bunun bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip ol­duğu için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca zikretmiştir. Öyle ki ba­zen aralarında manevi bir bağ bile gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.

Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra insanların Ali (a.s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden bileceklerti. Bu sözler şüphesiz İslam ümmetinin islahı ve hidayeti için beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi’ye böylesine değerli bir eser olan Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için teşekkür borçluyuz.”[40]

Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitap­lardan da çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı içindeki sözlerinin kaynaklarını be­lirten kitaplar yazılmıştır.

Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar

Seyyid Razi, on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın kayna­ğını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:

1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin kitabın­dan,

2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sa­dık (a.s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüs­ha­sında da mevcuttur ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandı­rılmıştır.

3- 180. hutbe Nevf-i Bekkali’den,

4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat” kita­bından,

5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından,

6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından,

7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi” kitabından,

8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayetle,

9- 77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den,

10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’den rivayetle,

11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den,

12- 373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den,

13- 375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den,

14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den,

15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb” kitabından,

16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b. Se­lam’dan nakil veya rivayetlerle bu belirtilen kaynaklardan elde etmiştir.

Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri

Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali (a.s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a.s) da böyle­sine susuz insanlar görünce ilahi marifetleri, gerçekleri ve dini ilkeleri onlara beyan etmeyi bir görev biliyordu. El­bette itiraf etmek gerekir ki Hz. Ali’nin söylediği halde bize ulaşmayan sözleri elimizdekilerden çok daha fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a.s)’ın tüm sözleri yazılmamış, yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid Razi, Hz. Ali (a.s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından çıkardığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin, Hui yazdığı kitabında 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid Razi’nin çıkarmış olduğu bölümlere de yer ver­mişlerdir.[41]

İbn-i Ebil Hadid de kendi nezrindeki mevcut kaynak­lara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri zik­retmiştir. [42]

Ali b. Hüseyin Mes’udi de “Ali (a.s)’ın farklı yerlerde buyurduğu hutbelerden 480 küsürünün ezber­lendiğini sözlü ve uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale geldiğini söylemiştir.”[43]

Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239 tane­dir ve Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tu­haf’ul-Ukul adlı kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a.s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine ayıran Hasan b. Şube şöyle söylemektedir: “Eğer Hz. Ali (a.s)’ın sadece tevhit hakkın­daki söz ve hutbelerini hiç bir ilave ve başka anlam vermeden bir araya getirecek olursak, Tuhaf’ul–Ukul kadar kalın bir kitap olurdu.”[44]

H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i Al-i Ebi Talib adlı kitabında, Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye, Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’, iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye, Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi... Daha sonra Zeyd b. Veheb ve Süleyman b. Mehran’ın kitaplarından söz etmekte  ve bunların kendi zamanında da varolduğuna işaret etmektedir. [45]

Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:

1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 - 188. sayfalarda Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını nakletmiştir.

2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi, “Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabın dört cildini bizzat ben gördüm, üç cildini ise büyük hatip ve bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı büyük bil­ginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kay­nakları olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Mesadir-u Nehc’ul Belağa ve Esanidihi” kitabıyla karış­tırılmıştır.[46]

3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu, Kitab’ut Tezyil,[47]

4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu, Mulhek-u Nehc’ül Belağa,[48]

5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b. Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı,[49]

6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış ol­duğu, Misbah’ul-Belağa kitabı,

7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu, Gurer’ul-Hikem ve Durer’ul kilem kitabı... Bu kitapta, Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan Hz. Ali (a.s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Aynı anlamı taşıyan ama farklı şekillerde yazılmış olan sözleri de vardır. Örneğin, “Edep güzelliği en üstün soyluluktur”[50] sö­zünün Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de “güzel” anlamındadır.[51] “Edepten daha üs­tün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze çarp­maktadır.[52] Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”[53] veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”[54] buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.

8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin sonuna Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlan­dırmıştır.

9- Kadı Kudai’nin telif ettiği, “Destur-u Mealim’il-Hikem” kitabı,[55]

10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği, “Kelam-u Ali ve Hutebuhu”kitabı,[56]

11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı, “Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı,[57]

12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif ettiği, Huteb-u Ali b. Ebi Talib,[58]

13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[59]

14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,[60]

15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif et­tiği, “Metlub-u kolli Talib”kitabı,[61]

16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin telif ettiği, “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı,[62]

17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan “Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı, [63]

18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan, “Vasaya-i Emir’ul Mu’minin kitabı, [64]

19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif et­tiği, “el-Lealil Menşure” kitabı,[65]

20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği, es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı,[66]

21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı, [67]

22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu, Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı,[68]

23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi için dikte ettirdiği, “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Melahim mea şerhiha” kitabı,[69]

24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu, “Huden ve Nur” kitabı,[70]

Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar olmadıkları için kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmakta­dır ve dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış bağımsız birer eser olarak kabul etmek mümkün değildir.

Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın Senet­lerinin Sağlamlığını Ortaya Koymaktadır

Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin yazdığı kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer ya­zarların eseleri gibi Seyyid Razi’nin eserleri hakkında da yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.

Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme al­dığı on iki kitabı nakletmiştir. Bu kitapları şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi Te­mam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i Ebi’l Haccac; 9- Nehc’ul Belağa; 10- Hesais’ul