NEHC'UL BELAGA'YI TANIYALIM
Nehc’ul Belağa Hz. Ali (a.s)’ın kısa hilafeti döneminde buyurmuş olduğu
239 hutbe, 79 mektup ve 480 hikmetli kısa sözden oluşan bir kitaptır.
Seyyid Razi
adıyla meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b.
Hasan Musevi (359-406) söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri bir araya
toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak
adlandırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yılında kaleme almıştır.
Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda
kitabın önsözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım
henüz tazeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hakkında bir
kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların
güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim
gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriştim. Ama Hz. Ali’nin özgün
hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmeyecek bölümlere ve
kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler yerine, öğütlerini
hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.
Bazı dostlarım bu kitabı
okuyunca çok beğenip övdüler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve
özgünlüğüne hayran oldular. Bu nedenle benden Hz. Ali (a.s)’ın çeşitli
dallarda ve konulardaki öğüt, yazı, hutbe ve hikmetli sözlerini
toplayarak derlememi istediler. Onlar Hz. Ali (a.s)’ın bu sözlerinin
fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dünyevi sözlerin nuru
olduğunu çok iyi biliyorlardı; çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz
ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın
temeli konumundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözlerinde
tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her hatip onun
örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözlerinden yararlanmıştır. Buna
rağmen o herkesten ilerdedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira
onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu
isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa
koydum.”
Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim,
edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık
saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine
tercüme edilip, basılmıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız
şerhler, talikaler, lügat açıklamaları, lafız beyanları, seçmeler,
özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı
altında sayısız kitaplar kaleme almışlardır.
“Merhum Muhaddis Nuri, Seyyit Razi’nin Hesais’ul
Eimme” bir nüshasının Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir
nüshasının da Hindistan Rambor kütüphanesinde bulunduğunu söylemiştir.
Aynı zamanda H. 1369 yılında da Necef-i Eşref’te de basılmıştır.
Yazıldığı ilk yıllarda bir kitap hakkında doğru
dürüst bir hüküm vermek mümkün değildir. Şahsi sevgi ve kinler, aceleden
kaynaklanan hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri
sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine
sebep olabilir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde
yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü düşünürlerin bilgisine ve basiretli
insanların görüşüne sunulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülemez.
Bütün bunlara rağmen bir kitap, değerini korumuş ve dikkatleri kendi
üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.
Bilginlerin İtirafları
Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve
ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şekilde
incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının
sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuşlardır:
1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul
Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına bedeldir. Oysa
İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esasınca kendi asrının yegane
hatibi ve usta konuşmacısıydı.”
2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi
yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir
kaynağa sahiptir. Aksi taktirde Şiilerin yeryüzünde belagat ve fesahat
şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü olduğunu söylememiz
gerekir.”
3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in
hutbelerini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığıdır ve
nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”
4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan
bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar
ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek
nefes üflenmiştir.”
5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir
örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filozofların ve büyük
hikmet sahibi kimselerin kitaplarında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi
kanunlar ve yüce hikmetlerle doludur.”
6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep
ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul
Belağa’yı ezberlemen gerekir.”
7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa,
Müminlerin emiri Hz.Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların
sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize
derecesine çok yakın, hakikat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir
eserdir.”
8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat
öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki
hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi
sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir
yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve
azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır.
Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla
mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili,
beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat
hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenlerin en etkilisi,
fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin reisi; adalet ve tevhitte adil
ve muvahhidlerin önderidir.
“Allah’a hiç de zor değildir.
Bütün alemi bir insanda toplaması.”
9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle
demektedir: “Tevhit, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi
şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Büyük sahabelerden nakledilen
sözlerin hiç birinde bu tür konuşmalar rastlamak mümkün değildir. Belki bu
konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı
beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a.s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”
10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle
inanıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu,
mertliği ve nefis azametini güçlendirmektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı
zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”
11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a.s)
bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haberdardı. Kur’an,
Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu gerçeği sadece Nehc’ul Belağa’yı
okuyanlar anlayabilir.”
12- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim
nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul
Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışığında yürümeyi
öğrenmelidir.”
13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Yemeni’nin
Nehcu-ul Belağa hakkında şu sözlerini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı
Ali (a.s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı
onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı,
yüklü yağmurların bulutudur.”
14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu
feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin
zihnini genişletmekte, basiret sahibi kılmaktadır.”
15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul
Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat azameti gözümde
tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu
azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi
Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe
edenlerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünceleri ve batıl
hayalleri silinip gitti.”
16- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib
akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami
öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında
varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en
azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”
17- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın
bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye,
sahibinin temiz niyeti ve takvasıyla uyum arz eden azametten bir elbise,
hikmet nurundan bir perde giydirmiştir.”
Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse
ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç
birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı
görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri
nitelik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu
yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam
ve dereceler hususunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir
takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı
ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin
varlığı bir ışığın güneşin varlığına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat
uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in
derecesine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla
yazamaz. Nitekim hat sanatında bu makaledeki hat derecesine ulaşamayan
kimselerde bunun bir benzerini vücuda getiremezler.
Dünyada bir üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç
şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, itham ve kötülüklerinden
uzak kalamaz
Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin
hiç birisi de bu tür ithamlardan kurtulamamışlardır. Dolayısıyla Nehc’ül
Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden
korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse
Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından bir şek ve şüpheye asla
düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat
sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, üstünlüğünü kabul etmişlerdir.
Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.a)’in sözünden sonra ve eşsiz benzersiz
olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagatçılarının Nehc’ül-Belağa
kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni,
belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışlarıdır. İşte
bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda
kalmışlardır.
Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında
bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusurdan uzaktır.
Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan
bir çok eleştirmen ve edebiyatçıların sözlerine dikkat etmelerini
istiyorum.
Ali (a.s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi
Bazı edebiyat ve belagat bilginleri, Hz. Ali (a.s)’ın
sözlerini dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mukayese etmek,
yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça ince ve
derin araştırmalar yapmışlardır. Bunlardan bazılarına yer vermek
istiyoruz:
1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili, Nehc’ül Belağa’nın
hutbelerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile
İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle
demiştir:
“Burada büyük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne
yer vereceğiz. Bu hutbeler bazı açılardan diğer hutbelerle
karşılaştırıldığında daha incelikli ve üstün oldukları göze çarpmaktadır.
İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzmanlar,
İbn-i Nubate’nin öğütlerinin son derece güzel ve çekici olduğu konusunda
ittifak etmişlerdir.”
Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu
hutbelerinden birini nakletmektedir: “Ey insanlar, hazırlıklı olun
aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphesiz ki teslim alınacağınız
an yaklaşmıştır.”
Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek
şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satırın yarısında
tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çirkindir. İçindeki bu hutbelerden
bazı kelimelerin duyulması kulağa asla hoş gelmemekte ve konuşma
adabından uzak insanların sözlerini andırmaktadır.”
Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu
cümlelerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve
akıcıdır.”
Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da
görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan
normal bir kitap sayılırdı.
2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle
diyor:
“Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her insanın değeri
övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynı
şekilde kendi şiirine yansıtmıştır:
“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın
“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”
Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla
Ali (a.s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein”
(herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır
ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya
getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır.
Dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan
bir çok eksiklikler içermektedir.
3- George Jordac,
“Ali b. Ebi Talib’in hürriyet hakkında söylediği sözleri naklederek şöyle
demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür
yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları
nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür doğurmuştur.
Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile
Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır.
Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer
çağdaşların kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak
kullanılmıştır, çünkü o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp
satılıyordu, ama Ali b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve
özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu
içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve
insanları neden köleleştirdiklerini sormaktadır. Oysa onlara nasihat
etmenin hiç bir faydası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat
kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara,
kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle
edinenlere karşı kıyam etmelerini söylemektedir. Hz. Ali (a.s) bu kısa
sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin
boyunduruğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer
insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi
Talib, özgürlüğün kökeninin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış
alemine dayandırmıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan
özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade etmektedir.
Ali (a.s)’ın Sözlerinin Toplanması
Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve
tutkunluğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical
alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir
olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver,
Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b.
Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve
büyük bir üne sahip kimselerdi. Hayatlarının da tanıklık ettiği gibi
aydın kalpli olan bu insanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan
böyle hilafet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyeceğini
anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır.
İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden
sözlerini dinliyorlardı.
Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında,
Camilerde, savaş meydanlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda
söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına
kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap
haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara
katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözlerinin aşığı
bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96
yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır.
Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette
bulunmaktadır.
Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği
bulunmayan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer
kitaplar ise şunlardır:
1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i
Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler
rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline
ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir
takım nakillerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı
Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan
bazı hususlar nakletmiştir.
2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b.
Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın ashabındandır.
3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b.
Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarlarından
sayılmaktadır.
4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam
Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs
yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şehrinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından
ziyaret edilmektedir. Bu şahıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların
zamanını da derk etmiştir.
5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir,
on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs
yazmıştır.
6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü
asrın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.
7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat
eden
Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.
8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı
ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.
9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında
vefat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır.
10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332
yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yazmıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin
hutbelerini mektuplarını, şiirlerini, öğütlerini, güzel sözlerini,
dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.
11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve
Nasr b. Müzahim adlı kimselerin yazıları ise rical kitaplarında yer
almıştır.
Nehc’ül Belağa’nın Telifi
Seyyid Razi, asil ve nefis kitaplara ulaşma
açısından çok şanslıydı. Çünkü onun asrında ve yaşadığı yer olan
Bağdat’ta bulunan iki büyük ve zengin kütüphaneden istifade etme imkanına
sahipti. Bu iki kütüphaneden ilki, Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin
kütüphanesiydi ve seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka
sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” de
diyorlardı.
İkincisi ise Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen
kütüphaneydi. Bu kütüphaneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin
veziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine
benzer bir şekilde kurmuştu. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh
beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüphanede
on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl kitaplar ve Hindistan,
Çin ve Rum’dan aslı üzerinden yazılmış nüshalar mevcuttu. Burası da
Şiilere mahsus bir kütüphaneydi.
Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi
bir kütüphane yeryüzünde yoktu.”
Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır.
Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının
ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakılarak yıkılmıştır.”
Seyyid Razi, bu iki kütüphanede mevcut olan
kitaplarda gördüğü Hz. Ali (a.s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa
sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendiklerini seçmiş ve bunun
bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır.
Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip olduğu
için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin
bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca
zikretmiştir. Öyle ki bazen aralarında manevi bir bağ bile
gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.
Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid
Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra
insanların Ali (a.s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden
bileceklerti. Bu sözler şüphesiz İslam ümmetinin islahı ve hidayeti için
beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi’ye böylesine değerli bir eser olan
Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için teşekkür borçluyuz.”
Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların
bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta
Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitaplardan da
çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı
içindeki sözlerinin kaynaklarını belirten kitaplar yazılmıştır.
Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar
Seyyid Razi, on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın
kaynağını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:
1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin
kitabından,
2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sadık
(a.s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüshasında da mevcuttur
ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandırılmıştır.
3- 180. hutbe Nevf-i Bekkali’den,
4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat”
kitabından,
5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından,
6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından,
7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi”
kitabından,
8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayetle,
9- 77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den,
10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’den rivayetle,
11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den,
12- 373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den,
13- 375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den,
14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den,
15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb”
kitabından,
16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b.
Selam’dan nakil veya rivayetlerle bu belirtilen kaynaklardan elde
etmiştir.
Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri
Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali
(a.s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a.s) da böylesine susuz
insanlar görünce ilahi marifetleri, gerçekleri ve dini ilkeleri onlara
beyan etmeyi bir görev biliyordu. Elbette itiraf etmek gerekir ki Hz.
Ali’nin söylediği halde bize ulaşmayan sözleri elimizdekilerden çok daha
fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a.s)’ın tüm sözleri yazılmamış,
yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde
ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var
olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid
Razi, Hz. Ali (a.s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan
sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid
Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden
kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından
çıkardığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin, Hui
yazdığı kitabında 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid
Razi’nin çıkarmış olduğu bölümlere de yer vermişlerdir.
İbn-i Ebil Hadid de kendi nezrindeki mevcut
kaynaklara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri
zikretmiştir.
Ali b. Hüseyin Mes’udi de “Ali (a.s)’ın farklı
yerlerde buyurduğu hutbelerden 480 küsürünün ezberlendiğini sözlü ve
uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale geldiğini söylemiştir.”
Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239
tanedir ve Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tuhaf’ul-Ukul adlı
kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a.s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine
ayıran Hasan b. Şube şöyle söylemektedir: “Eğer Hz. Ali (a.s)’ın sadece
tevhit hakkındaki söz ve hutbelerini hiç bir ilave ve başka anlam
vermeden bir araya getirecek olursak, Tuhaf’ul–Ukul kadar kalın bir kitap
olurdu.”
H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i
Al-i Ebi Talib adlı kitabında, Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye,
Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu
kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’,
iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye,
Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi... Daha sonra Zeyd b. Veheb ve
Süleyman b. Mehran’ın kitaplarından söz etmekte ve bunların kendi
zamanında da varolduğuna işaret etmektedir.
Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak
başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:
1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 - 188. sayfalarda
Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını
nakletmiştir.
2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi,
“Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu
kitabın dört cildini bizzat ben gördüm, üç cildini ise büyük hatip ve
bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı
büyük bilginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kaynakları
olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Mesadir-u Nehc’ul Belağa ve
Esanidihi” kitabıyla karıştırılmıştır.
3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu,
Kitab’ut Tezyil,
4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu,
Mulhek-u Nehc’ül Belağa,
5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b.
Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı,
6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış
olduğu, Misbah’ul-Belağa kitabı,
7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu, Gurer’ul-Hikem
ve Durer’ul kilem kitabı... Bu kitapta, Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan
Hz. Ali (a.s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Aynı anlamı taşıyan ama farklı
şekillerde yazılmış olan sözleri de vardır. Örneğin, “Edep güzelliği en
üstün soyluluktur”
sözünün Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade
eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de
“güzel” anlamındadır.
“Edepten daha üstün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze
çarpmaktadır.
Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”
veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”
buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.
8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin
sonuna Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek
bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlandırmıştır.
9- Kadı Kudai’nin telif ettiği, “Destur-u Mealim’il-Hikem”
kitabı,
10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği, “Kelam-u Ali
ve Hutebuhu”kitabı,
11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı,
“Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı,
12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif
ettiği, Huteb-u Ali b. Ebi Talib,
13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,
14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,
15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif
ettiği, “Metlub-u kolli Talib”kitabı,
16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin
telif ettiği, “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı,
17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan
“Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı,
18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan,
“Vasaya-i Emir’ul Mu’minin kitabı,
19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif
ettiği, “el-Lealil Menşure” kitabı,
20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği,
es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı,
21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin
Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı,
22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu,
Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı,
23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi
için dikte ettirdiği, “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Melahim mea şerhiha”
kitabı,
24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu,
“Huden ve Nur” kitabı,
Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar
olmadıkları için kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmaktadır ve
dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış
bağımsız birer eser olarak kabul etmek mümkün değildir.
Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın Senetlerinin Sağlamlığını Ortaya
Koymaktadır
Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin yazdığı
kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer yazarların eseleri
gibi Seyyid Razi’nin eserleri hakkında da yeterli bir araştırma
yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede
öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.
Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme
aldığı on iki kitabı nakletmiştir. Bu kitapları şu şekilde
sıralayabiliriz:
1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi
Temam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali
el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi
İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i
Ebi’l Haccac; 9- Nehc’ul Belağa; 10- Hesais’ul Eimme; 11- Hakaik’ul Tenzil
(Te’vil); 12- Mecazat’un Nebeviyye (Mecazat’ul Asar’in Nebiyye)
Merhum Allame Emini bu listeye beş kitabını daha
eklemektedir.
Ama sözünü ettiğimiz konu için Hakaik’ut-Tenzil ve Mecazat’un Nebeviyye
adlı iki kitabı kaynak olarak kabul ediyoruz. Çünkü Nehc’ul Belağa’nın
senetleri hususunda bu iki kitap dışında şüpheye düşülmüştür. Bu iki
kitabı Seyyid Razi’nin yazdığı konusunda hiç kimse şekke düşmemiştir. Ehl-i
Sünnet alimlerinden olan İsmail Paşa bu iki kitabın adınıdan söz etmiş
ve Bağdadi ise Hakaik’ut Tenzil kitabı hususunda şöyle söylemiştir,
“Seyyid Razi Kur’an’ın man
NEHC'UL BELAGA'YI TANIYALIM
Nehc’ul Belağa Hz. Ali (a.s)’ın kısa hilafeti döneminde buyurmuş olduğu
239 hutbe, 79 mektup ve 480 hikmetli kısa sözden oluşan bir kitaptır.
Seyyid Razi
adıyla meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b.
Hasan Musevi (359-406) söz konusu hutbe, mektup ve kısa sözleri bir araya
toplayarak değerli bir eser oluşturmuş ve bu eseri Nehc’ul Belağa olarak
adlandırmıştır. O bu değerli kitabı H. 400 yılında kaleme almıştır.
Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu eseri oluşturma hedefi hususunda
kitabın önsözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım
henüz tazeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hakkında bir
kitap yazmaya başladım. (Hasais’ul Eimme kitabı) Bu kitapta o zatların
güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim
gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriştim. Ama Hz. Ali’nin özgün
hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmeyecek bölümlere ve
kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler yerine, öğütlerini
hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.
Bazı dostlarım bu kitabı
okuyunca çok beğenip övdüler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve
özgünlüğüne hayran oldular. Bu nedenle benden Hz. Ali (a.s)’ın çeşitli
dallarda ve konulardaki öğüt, yazı, hutbe ve hikmetli sözlerini
toplayarak derlememi istediler. Onlar Hz. Ali (a.s)’ın bu sözlerinin
fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini-dünyevi sözlerin nuru
olduğunu çok iyi biliyorlardı; çünkü böylesi özellikler hiçbir beşeri söz
ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın
temeli konumundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözlerinde
tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her hatip onun
örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözlerinden yararlanmıştır. Buna
rağmen o herkesten ilerdedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira
onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu
isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eserin adını da Nehc’ul-Belağa
koydum.”
Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl boyunca sürekli ilim,
edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık
saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine
tercüme edilip, basılmıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız
şerhler, talikaler, lügat açıklamaları, lafız beyanları, seçmeler,
özetler, Nehc’ül Belağa’da gezintiler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı
altında sayısız kitaplar kaleme almışlardır.
“Merhum Muhaddis Nuri, Seyyit Razi’nin Hesais’ul
Eimme” bir nüshasının Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir
nüshasının da Hindistan Rambor kütüphanesinde bulunduğunu söylemiştir.
Aynı zamanda H. 1369 yılında da Necef-i Eşref’te de basılmıştır.
Yazıldığı ilk yıllarda bir kitap hakkında doğru
dürüst bir hüküm vermek mümkün değildir. Şahsi sevgi ve kinler, aceleden
kaynaklanan hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri
sebepler kitabın gerçeğinin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine
sebep olabilir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerini üzerinde
yoğunlaştırdıkları, ince görüşlü düşünürlerin bilgisine ve basiretli
insanların görüşüne sunulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülemez.
Bütün bunlara rağmen bir kitap, değerini korumuş ve dikkatleri kendi
üzerinde odaklandırmışsa bu o kitabın önem ve yüksek değerini gösterir.
Bilginlerin İtirafları
Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve
ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şekilde
incelemiş, hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının
sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuşlardır:
1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: “Nehc’ul
Belağa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına bedeldir. Oysa
İbn-i Nubate bilginlerin ortak görüşü esasınca kendi asrının yegane
hatibi ve usta konuşmacısıydı.”
2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Başka çaresi
yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir
kaynağa sahiptir. Aksi taktirde Şiilerin yeryüzünde belagat ve fesahat
şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü olduğunu söylememiz
gerekir.”
3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib’in
hutbelerini içeren Nehc’ul Belağa, ilahi kelam nurunun bir ışığıdır ve
nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”
4- Üstat Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
gibi farklı bölümlerinin, bir tek üslupla ve bir kişi tarafından yazılan
bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar
ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek
nefes üflenmiştir.”
5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim ve hikmet nuru için canlı bir
örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filozofların ve büyük
hikmet sahibi kimselerin kitaplarında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi
kanunlar ve yüce hikmetlerle doludur.”
6- Yazıcı ise şöyle söylemektedir: “Eğer ilim, edep
ve yazı açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul
Belağa’yı ezberlemen gerekir.”
7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa,
Müminlerin emiri Hz.Ali (a.s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların
sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize
derecesine çok yakın, hakikat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir
eserdir.”
8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat
öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki
hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi
sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir
yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı, nuraniyeti ve
azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır.
Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla
mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili,
beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat
hususunda o, mücahitlerin efendisi, nasihatte vaaz edenlerin en etkilisi,
fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin reisi; adalet ve tevhitte adil
ve muvahhidlerin önderidir.
“Allah’a hiç de zor değildir.
Bütün alemi bir insanda toplaması.”
9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle
demektedir: “Tevhit, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi
şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Büyük sahabelerden nakledilen
sözlerin hiç birinde bu tür konuşmalar rastlamak mümkün değildir. Belki bu
konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı
beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a.s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”
10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle
inanıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu,
mertliği ve nefis azametini güçlendirmektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı
zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”
11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a.s)
bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haberdardı. Kur’an,
Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu gerçeği sadece Nehc’ul Belağa’yı
okuyanlar anlayabilir.”
12- Üstat Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim
nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa, Hz. Ali (a.s)’ın Nehc’ul
Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışığında yürümeyi
öğrenmelidir.”
13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Yemeni’nin
Nehcu-ul Belağa hakkında şu sözlerini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı
Ali (a.s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı
onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı,
yüklü yağmurların bulutudur.”
14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa
kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu
feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin
zihnini genişletmekte, basiret sahibi kılmaktadır.”
15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul
Belağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat azameti gözümde
tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi, bu
azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali b. Ebi
Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a.s)’ın sözleri olduğuna şüphe
edenlerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünceleri ve batıl
hayalleri silinip gitti.”
16- Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib
akıl açısından eşsiz bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İslami
öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında
varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır veya en
azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”
17- 255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a.s)’ın
bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye,
sahibinin temiz niyeti ve takvasıyla uyum arz eden azametten bir elbise,
hikmet nurundan bir perde giydirmiştir.”
Peygamber (s.a.a)’in ashabı arasında bir grup kimse
ilahi ve manevi açıdan yüce makamların sahibi olmuşlardır. Ama onların hiç
birinin Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı
görülmemiştir. Hatta Nehc’ül Belağa’nın nicelik açısından onda biri
nitelik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu
yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakledilen o makam
ve dereceler hususunda şüpheye düşer ve bu nakledilenler hususunda bir
takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığı
ihtimalini kabul eder. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin
varlığı bir ışığın güneşin varlığına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat
uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in
derecesine ulaşamayan bir insan, Nehc’ül Belağa gibi bir kitabında asla
yazamaz. Nitekim hat sanatında bu makaledeki hat derecesine ulaşamayan
kimselerde bunun bir benzerini vücuda getiremezler.
Dünyada bir üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç
şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, itham ve kötülüklerinden
uzak kalamaz
Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin
hiç birisi de bu tür ithamlardan kurtulamamışlardır. Dolayısıyla Nehc’ül
Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden
korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse
Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından bir şek ve şüpheye asla
düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat
sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, üstünlüğünü kabul etmişlerdir.
Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s.a.a)’in sözünden sonra ve eşsiz benzersiz
olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagatçılarının Nehc’ül-Belağa
kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni,
belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışlarıdır. İşte
bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda
kalmışlardır.
Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında
bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusurdan uzaktır.
Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan
bir çok eleştirmen ve edebiyatçıların sözlerine dikkat etmelerini
istiyorum.
Ali (a.s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi
Bazı edebiyat ve belagat bilginleri, Hz. Ali (a.s)’ın
sözlerini dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mukayese etmek,
yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça ince ve
derin araştırmalar yapmışlardır. Bunlardan bazılarına yer vermek
istiyoruz:
1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili, Nehc’ül Belağa’nın
hutbelerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile
İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle
demiştir:
“Burada büyük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne
yer vereceğiz. Bu hutbeler bazı açılardan diğer hutbelerle
karşılaştırıldığında daha incelikli ve üstün oldukları göze çarpmaktadır.
İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzmanlar,
İbn-i Nubate’nin öğütlerinin son derece güzel ve çekici olduğu konusunda
ittifak etmişlerdir.”
Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu
hutbelerinden birini nakletmektedir: “Ey insanlar, hazırlıklı olun
aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphesiz ki teslim alınacağınız
an yaklaşmıştır.”
Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek
şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satırın yarısında
tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çirkindir. İçindeki bu hutbelerden
bazı kelimelerin duyulması kulağa asla hoş gelmemekte ve konuşma
adabından uzak insanların sözlerini andırmaktadır.”
Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu
cümlelerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve
akıcıdır.”
Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da
görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan
normal bir kitap sayılırdı.
2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle
diyor:
“Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her insanın değeri
övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynı
şekilde kendi şiirine yansıtmıştır:
“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın
“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”
Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla
Ali (a.s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein”
(herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır
ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya
getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır.
Dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan
bir çok eksiklikler içermektedir.
3- George Jordac,
“Ali b. Ebi Talib’in hürriyet hakkında söylediği sözleri naklederek şöyle
demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür
yaratmıştır.” Ömer b. Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları
nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür doğurmuştur.
Burada görüldüğü gibi Ali b. Ebi Talib’in sözü ile
Ömer b. Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır.
Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer
çağdaşların kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak
kullanılmıştır, çünkü o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp
satılıyordu, ama Ali b. Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve
özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu
içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve
insanları neden köleleştirdiklerini sormaktadır. Oysa onlara nasihat
etmenin hiç bir faydası yoktur. Ali b. Ebi Talib ise burada bizzat
kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara,
kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle
edinenlere karşı kıyam etmelerini söylemektedir. Hz. Ali (a.s) bu kısa
sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin
boyunduruğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak Ömer
insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali b. Ebi
Talib, özgürlüğün kökeninin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış
alemine dayandırmıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan
özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade etmektedir.
Ali (a.s)’ın Sözlerinin Toplanması
Ali (a.s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve
tutkunluğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical
alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü, doğru inançlı ve güvenilir
olan bir grup vardı. Bunlar, İbn-i Abbas Kumeyl b. Ziyad, Haris A’ver,
Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr b. Adiyy, Esbağ b. Nubate, Sa’saa b.
Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar b. Zamere, Zeyd b. Veheb gibi yüce makama ve
büyük bir üne sahip kimselerdi. Hayatlarının da tanıklık ettiği gibi
aydın kalpli olan bu insanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan
böyle hilafet makamına Ali b. Ebi Talib gibi birinin geçemeyeceğini
anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır.
İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor, can-u gönülden
sözlerini dinliyorlardı.
Sabırsız aşıklar Cuma ve Bayram namazlarında,
Camilerde, savaş meydanlarında, genel toplantılarda, ve özel oturumlarda
söylediği sözleri Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına
kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua ve kitap
haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a.s)’ın bulunduğu savaşlara
katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a.s)’ı sözlerinin aşığı
bulunan Zeyd b. Veheb Kitab’ul-Huteb adında bir kitap yazdı. Kendisi H. 96
yılında vefat etmesine rağmen kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır.
Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan da rivayette
bulunmaktadır.
Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği
bulunmayan, sadece rical ve tercüme alimlerinin adlarını zikrettiği diğer
kitaplar ise şunlardır:
1- Mus’ade b. Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i
Emir’el Mü’minin” adlı kitapta İmam Sadık (a.s)’dan da bir takım hadisler
rivayet edilmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid b. Tavus’un eline
ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir
takım nakillerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı
Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan
bazı hususlar nakletmiştir.
2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail b.
Mehran yazmıştır ve bu şahıs İmam Rıza (a.s)’ın ashabındandır.
3- Huteb-i Ali (a.s) adlı kitabı ise İbrahim b.
Hakem Fezzari adlı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarlarından
sayılmaktadır.
4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İmam
Hasan (a.s)’ın evlatlarından olan Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs
yazmıştır. Bu şahsın kabri Rey şehrinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından
ziyaret edilmektedir. Bu şahıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların
zamanını da derk etmiştir.
5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir,
on iki ve on üçüncü imamların zamanında yaşayan Salih b. Hammad adlı şahıs
yazmıştır.
6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü
asrın sonlarında yaşayan İbrahim b. Süleyman telif etmiştir.
7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat
eden
Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.
8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı
ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini yazmıştır.
9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında
vefat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya yazmıştır.
10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332
yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi yazmıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin
hutbelerini mektuplarını, şiirlerini, öğütlerini, güzel sözlerini,
dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.
11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve
Nasr b. Müzahim adlı kimselerin yazıları ise rical kitaplarında yer
almıştır.
Nehc’ül Belağa’nın Telifi
Seyyid Razi, asil ve nefis kitaplara ulaşma
açısından çok şanslıydı. Çünkü onun asrında ve yaşadığı yer olan
Bağdat’ta bulunan iki büyük ve zengin kütüphaneden istifade etme imkanına
sahipti. Bu iki kütüphaneden ilki, Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin
kütüphanesiydi ve seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka
sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” de
diyorlardı.
İkincisi ise Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen
kütüphaneydi. Bu kütüphaneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin
veziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine
benzer bir şekilde kurmuştu. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh
beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüphanede
on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl kitaplar ve Hindistan,
Çin ve Rum’dan aslı üzerinden yazılmış nüshalar mevcuttu. Burası da
Şiilere mahsus bir kütüphaneydi.
Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi
bir kütüphane yeryüzünde yoktu.”
Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır.
Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının
ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakılarak yıkılmıştır.”
Seyyid Razi, bu iki kütüphanede mevcut olan
kitaplarda gördüğü Hz. Ali (a.s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa
sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendiklerini seçmiş ve bunun
bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır.
Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip olduğu
için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin
bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca
zikretmiştir. Öyle ki bazen aralarında manevi bir bağ bile
gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.
Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid
Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra
insanların Ali (a.s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden
bileceklerti. Bu sözler şüphesiz İslam ümmetinin islahı ve hidayeti için
beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi’ye böylesine değerli bir eser olan
Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için teşekkür borçluyuz.”
Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların
bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta
Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitaplardan da
çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı
içindeki sözlerinin kaynaklarını belirten kitaplar yazılmıştır.
Nehc’ul Belağa’daki Mevcut Kaynaklar
Seyyid Razi, on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın
kaynağını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:
1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin
kitabından,
2- 89. hutbeyi Mes’ada b. Sadaka yoluyla İmam Sadık
(a.s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüshasında da mevcuttur
ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandırılmıştır.
3- 180. hutbe Nevf-i Bekkali’den,
4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat”
kitabından,
5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından,
6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından,
7- 78. Mektubu Said b. Yahya el-Emevi’nin “Meğazi”
kitabından,
8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayetle,
9- 77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den,
10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’den rivayetle,
11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl b. Ziyad-i Neh’i’den,
12- 373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den,
13- 375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den,
14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den,
15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb”
kitabından,
16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım b.
Selam’dan nakil veya rivayetlerle bu belirtilen kaynaklardan elde
etmiştir.
Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri
Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali
(a.s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a.s) da böylesine susuz
insanlar görünce ilahi marifetleri, gerçekleri ve dini ilkeleri onlara
beyan etmeyi bir görev biliyordu. Elbette itiraf etmek gerekir ki Hz.
Ali’nin söylediği halde bize ulaşmayan sözleri elimizdekilerden çok daha
fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a.s)’ın tüm sözleri yazılmamış,
yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde
ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var
olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid
Razi, Hz. Ali (a.s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan
sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid
Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden
kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından
çıkardığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin, Hui
yazdığı kitabında 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid
Razi’nin çıkarmış olduğu bölümlere de yer vermişlerdir.
İbn-i Ebil Hadid de kendi nezrindeki mevcut
kaynaklara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri
zikretmiştir.
Ali b. Hüseyin Mes’udi de “Ali (a.s)’ın farklı
yerlerde buyurduğu hutbelerden 480 küsürünün ezberlendiğini sözlü ve
uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale geldiğini söylemiştir.”
Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239
tanedir ve Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tuhaf’ul-Ukul adlı
kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a.s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine
ayıran Hasan b. Şube şöyle söylemektedir: “Eğer Hz. Ali (a.s)’ın sadece
tevhit hakkındaki söz ve hutbelerini hiç bir ilave ve başka anlam
vermeden bir araya getirecek olursak, Tuhaf’ul–Ukul kadar kalın bir kitap
olurdu.”
H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i
Al-i Ebi Talib adlı kitabında, Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye,
Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu
kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’,
iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye,
Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi... Daha sonra Zeyd b. Veheb ve
Süleyman b. Mehran’ın kitaplarından söz etmekte ve bunların kendi
zamanında da varolduğuna işaret etmektedir.
Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak
başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:
1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 - 188. sayfalarda
Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını
nakletmiştir.
2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi,
“Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu
kitabın dört cildini bizzat ben gördüm, üç cildini ise büyük hatip ve
bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı
büyük bilginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kaynakları
olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Mesadir-u Nehc’ul Belağa ve
Esanidihi” kitabıyla karıştırılmıştır.
3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu,
Kitab’ut Tezyil,
4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu,
Mulhek-u Nehc’ül Belağa,
5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b.
Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı,
6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış
olduğu, Misbah’ul-Belağa kitabı,
7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu, Gurer’ul-Hikem
ve Durer’ul kilem kitabı... Bu kitapta, Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan
Hz. Ali (a.s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Aynı anlamı taşıyan ama farklı
şekillerde yazılmış olan sözleri de vardır. Örneğin, “Edep güzelliği en
üstün soyluluktur”
sözünün Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade
eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de
“güzel” anlamındadır.
“Edepten daha üstün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze
çarpmaktadır.
Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”
veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”
buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.
8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin
sonuna Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek
bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlandırmıştır.
9- Kadı Kudai’nin telif ettiği, “Destur-u Mealim’il-Hikem”
kitabı,
10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği, “Kelam-u Ali
ve Hutebuhu”kitabı,
11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı,
“Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı,
12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif
ettiği, Huteb-u Ali b. Ebi Talib,
13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,
14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği, Nesr’ul-Leali,
15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif
ettiği, “Metlub-u kolli Talib”kitabı,
16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin
telif ettiği, “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı,
17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan
“Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı,
18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan,
“Vasaya-i Emir’ul Mu’minin kitabı,
19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif
ettiği, “el-Lealil Menşure” kitabı,
20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği,
es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı,
21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin
Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı,
22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu,
Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı,
23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi
için dikte ettirdiği, “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Melahim mea şerhiha”
kitabı,
24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu,
“Huden ve Nur” kitabı,
Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar
olmadıkları için kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmaktadır ve
dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış
bağımsız birer eser olarak kabul etmek mümkün değildir.
Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın Senetlerinin Sağlamlığını Ortaya
Koymaktadır
Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin yazdığı
kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer yazarların eseleri
gibi Seyyid Razi’nin eserleri hakkında da yeterli bir araştırma
yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede
öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.
Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme
aldığı on iki kitabı nakletmiştir. Bu kitapları şu şekilde
sıralayabiliriz:
1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi
Temam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali
el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi
İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i
Ebi’l Haccac; 9- Nehc’ul Belağa; 10- Hesais’ul